Buse Melek’in Yüzme Hikâyesi #2 | Beyazdan Sarıya: Havuzun Rengi Değişirken

Beyaz…

Sarı…

Kırmızı…

Bu gruplar yalnızca farklı renklerden ibaret değildi. Her renk grubunda çocuklardan beklenen beceriler değişiyor, eğitim biraz daha ileri bir seviyeye taşınıyor ve grubun antrenörü de değişiyordu.

Beyaz Grup’un antrenörü Buse Sezi Öztürk, yani bizim Buse Hocamızdı.

Daha antrenörlük kariyerinin başlarındaydı. Genç, enerjik, pırıl pırıl ve en önemlisi çocuklarla çok güzel iletişim kurabilen bir antrenördü.

Buse Hoca ile Buse Melek daha ilk günlerden itibaren çok iyi anlaştılar.

Sanki aynı dili konuşuyorlardı.

Buse Melek antrenmana severek gidiyor, Buse Hoca’nın söylediklerini dinliyor ve her şey yolunda ilerliyordu.

Aslında biz o günlerde bunun ne kadar önemli olduğunu belki bugünkü kadar bilmiyorduk.

Yıllar içerisinde farklı antrenörler, farklı sistemler ve farklı antrenör-sporcu ilişkileri gördükçe şunu çok daha iyi anladık:

Özellikle küçük yaşlarda bir çocuğun antrenörüyle kurduğu iletişim, bazen yaptığı antrenman kadar önemli olabiliyor.

Çünkü henüz sekiz yaşında bile olmayan bir çocuğa yalnızca teknik öğretmiyorsunuz.

Havuzu sevdiriyorsunuz.

Antrenmana gelmeyi sevdiriyorsunuz.

Çalışmayı, dinlemeyi, tekrar tekrar denemeyi öğretiyorsunuz.

Ve belki de en önemlisi, çocuğun kendisini o ortamın bir parçası gibi hissetmesini sağlıyorsunuz.

Buse Melek açısından Beyaz Grup dönemi tam da böyleydi.

Buse Hoca ile aynı dili konuşuyordu ve her şey yolundaydı.

Tabii küçük bir sorun dışında…

Kurbağa ayak

O bir türlü olmuyordu.

Renk gruplarında ilerlemek için çocukların belirli hareketleri yapabilmeleri ve belirli dereceleri yüzebilmeleri gerekiyordu. Yani bir gruptan diğerine geçiş aslında küçük bir seçme gibiydi.

Beyaz Grup’tan Sarı Grup’a geçebilmenin şartlarından biri de kurbağa ayak vurabilmekti.

Buse Melek ise kurbağa ayak vuramıyordu.

Hem de hiç…

Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, o ayaklar bir türlü olması gerektiği gibi hareket etmiyordu.

Ve seçme günü geldi.

Doğal olarak kurbağa ayak Buse Melek’in karşısına çıktı.

O dönem Galatasaray Spor Kulübü’nün baş antrenörü olan Çiğil Hoca, Buse Melek’i izledikten sonra antrenörlerine dönerek çok net bir şey söyledi:

“Bu çocuğa bir hafta içerisinde kurbağa ayak vurmayı öğretelim. Seçmeleri geçsin ve Sarı Gruba devam edebilsin.”

Bugün geriye dönüp baktığımda, Buse Melek’in yüzme hayatındaki önemli dönüm noktalarından birinin bu olduğunu düşünüyorum.

Çünkü o gün Çiğil Hoca yalnızca Buse Melek’in yapamadığı bir harekete bakmadı.

Onun o güne kadar gösterdiği gelişimi, diğer becerilerini ve bir sonraki grupta devam edebilecek kapasitede olduğunu gördü.

Bir anlamda tek bir eksiğin, çocuğun bütün artılarının önüne geçmesine izin vermedi.

Buse Hoca’nın önünde ise bir haftalık küçük bir görev vardı:

Buse Melek’e kurbağa ayak vurmayı öğretmek.

Ve diğer antrenörlerin de desteğiyle, tam bir “konsorsiyum çalışması” başladı.

Sonuç?

Buse Melek, Sarı Gruba geçmesine yetecek kadar kurbağa ayak vurmayı öğrendi.

Bugün kurbağa ayak hikâyesini gülerek anlatıyoruz.

Ama yıllar sonra geriye dönüp baktığımda o gün yaşananların bana başka bir şeyi daha düşündürdüğünü fark ediyorum.

Bazen bir çocuğun spor hayatındaki dönüm noktaları büyük yarışlarda, madalyalarda ya da rekorlarda yaşanmıyor.

Bazen küçücük bir havuzda, küçücük bir seçmede, yapamadığı tek bir hareketin karşısında yaşanıyor.

Ve bazen o noktada çocuğun ihtiyacı olan şey yalnızca şudur:

Birinin, “Yapamıyor.” demek yerine “Öğrenecek.” demesi.

Ve 29 Mayıs 2016’da Beyaz Grup’tan Sarı Grup’a geçti.

Dışarıdan bakıldığında küçücük bir olay gibi görünebilir.

Ama yıllar geçtikçe sporcu yolculuklarının bazen tam da böyle küçük eşiklerde şekillendiğini görüyorsunuz.

Bir hareket…

Bir seçme…

Bir antrenörün verdiği karar…

Birinin çocuğunuza inanması…

Ve yol devam ediyor.

Sarı Grup: Havuzun Rengi Değişmeye Başlıyor

Sarı Grup’a geçtiğimizde artık havuz bizim için eskisi kadar yabancı bir yer değildi.

Antrenman düzenini öğrenmeye başlamıştık.

Bizim birkaç ay önce kantinde anlamadan dinlediğimiz o yüzme dili de yavaş yavaş tanıdık gelmeye başlamıştı.

Farkında olmadan biz de o dünyanın içine giriyorduk.

Yeni grup, yeni beklentiler ve yeni bir antrenör demekti.

Sarı Grup’un antrenörü Elif Yılmaz, yani Elif Hocamızdı.

Elif Hoca, Buse Hoca’ya göre daha deneyimliydi. Çocuklarla iletişim şekli de farklıydı. Buse Hoca’nın daha yumuşak ve çocukların dünyasına kolayca girebilen yaklaşımının yanında Elif Hoca’yı biraz daha “tatlı sert” diye tarif edebilirim.

Otoritesini hissettirdi.

Buse Melek, Elif Hoca’yı da çok sevdi.

Zaten disiplinli olmayı seven bir çocuktu. Bu nedenle Elif Hoca’nın tatlı sert üslubuna ve antrenman disiplinine adapte olmakta hiç zorlanmadı.

Elif Hoca oldukça titiz bir antrenördü. Bir hareketin yanlış yapılmasına göz yummaz, çocuk doğru yapana kadar üzerinde dururdu. Belki de Sarı Grup’la birlikte değişmeye başlayan şeylerden biri buydu. Artık yalnızca bir hareketi yapabilmek değil, o hareketi doğru yapabilmek de önem kazanmaya başlamıştı.

Bugün geriye dönüp baktığımda Buse Hoca’nın da Elif Hoca’nın da Buse Melek’in yüzme yolculuğunda farklı ve önemli yerleri olduğunu düşünüyorum.

Buse Hoca ile başlayan o güzel bağın üzerine, Elif Hoca ile disiplin ve doğru çalışma da eklenmeye başlamıştı.

O zamanlar belki bu farkları bugünkü kadar değerlendiremiyorduk ama yıllar içerisinde şunu gördük: Özellikle küçük yaşlarda çocuğun antrenörünü sevmesi ve onunla iyi iletişim kurması çok önemli. Ama bunun yanında sınırları olan, gerektiğinde disiplin sağlayabilen bir antrenörün varlığı da sporcu gelişiminin bir parçası.

Aslında renk gruplarında ilerlerken değişen yalnızca antrenörler değildi.

O dönem yapılan bir sohbet sırasında bize, renkler ilerledikçe çocukların, arkadaşlık ilişkilerinin, antrenörlerin ve hatta velilerin bile değişmeye başladığı anlatılmıştı.

Çocuklar yüzmeye yeni başladığında velilerin beklentileri de doğal olarak daha farklı oluyor. Çocuğun yüzmeyi öğrenmesi, havuzu sevmesi, antrenmana isteyerek gitmesi çoğu zaman yeterli geliyor.

Ama çocuk gruplarda ilerledikçe işin içine dereceler, yarışlar, seçmeler ve başarı girmeye başlıyor. Bunlarla birlikte hem sporcularda hem de velilerde rekabet duygusu da giderek artıyor.

Hatta o gün anlatılanları kabaca şöyle özetleyebilirim:

Grubun rengi değiştikçe insanların da rengi değişmeye başlıyor.

O gün bunu dinlediğimde ne demek istendiğini tam olarak anladığımı sanmıyorum.

Çünkü biz hâlâ yüzme dünyasının çok başındaydık.

Buse yüzüyordu, ilerliyordu, biz de onunla birlikte mutlu oluyorduk.

Hepsi buydu.

Ama yıllar geçtikçe o gün yapılan bu sohbeti çok kez hatırladım.

Çünkü sporcu ilerledikçe işin içine dereceler giriyor.

Sıralamalar giriyor.

Seçmeler giriyor.

Kimin kimi geçtiği, kimin hangi yarışa seçildiği, kimin hangi gruba yükseldiği konuşulmaya başlanıyor.

Ve ister istemez rekabet de çocukların ve ailelerin hayatına giriyor.

Bizim deneyimimizde Buse ilerledikçe çevresindeki ilişkilerin de yavaş yavaş değişmeye başladığını gördük.

Arkadaşlıkların bazıları devam etti, bazıları uzaklaştı.

Veliler arasındaki sohbetlerin konusu değişti.

Daha önce çocukların yüzmeyi öğrenmesini konuşurken bir süre sonra dereceleri, sıralamaları ve yarış sonuçlarını konuşmaya başladık.

Ve zaman zaman yetişkinlerin hırsının, çocukların yaptığı sporun önüne geçebildiğine de şahit olduk.

Bunun güzel bir tarafı olduğunu söyleyemem.

Ama Kulvardaki Hayat’ı yalnızca güzel anıları anlatmak için kurmadık.

Bu yolun gerçeklerini de anlatmak istiyoruz.

Ve bizim gördüğümüz gerçeklerden biri şu oldu:

Çocuk büyüdükçe sadece yüzme değişmiyor. Çevresindeki dünya da değişiyor.

Belki de sporcu velisi olarak yapılması en zor şeylerden biri, çocuğunuz ilerlerken sizin başlangıçtaki yerinizi kaybetmemeniz.

Biz o havuzun kapısından ilk kez girerken ne istemiştik?

“Yüzmeyi öğrensin.”

Derece yoktu.

Madalya yoktu.

Sıralama yoktu.

Rakip yoktu.

Sadece havuzda mutlu olan yedi yaşında bir çocuk vardı.

Yıllar içinde bütün bunların arasına başarı, hedef ve rekabet girecekti.

Ama insanın zaman zaman dönüp o ilk günü hatırlaması gerekiyor.

Çünkü yüzme ilerledikçe çocukların önüne yeni hedefler çıkıyor.

Bizim önümüzdeki yeni hedefin ise bir rengi vardı:

Kırmızı.

Sarı Grup dönemi çok uzun sürmeyecekti.

30 Ekim 2016’da yeniden seçmeler yapılacaktı.

Ve Buse Melek bir kez daha havuza, bir sonraki gruba geçebilmek için çıkacaktı.

Ama bu kez değişmeye başlayan yalnızca grubun rengi değildi…

Benzer Gönderiler

Bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir