Geç Gelen Millilik
Bu hikâyeyi benim sesimden dinleyebilirsiniz.
Okumak yerine dinlemeyi tercih edenler için Geç Gelen Millilik hikâyesini kendi sesimle anlattım.
Bazen en güzel hikâyeler, herkes bitti sandığında başlar.
22 Aralık 2024…
Bazı tarihler takvimde sadece bir gün olarak görünür.
Ama bazıları vardır ki, yıllarca unutulmaz.
22 Aralık 2024 de bizim ailemiz için tam olarak böyle bir gündü.
Türkiye Yıldız, Genç ve Açık Yaş Uzun Kulvar Milli Takım Seçmesi ile Türkiye Arena Kulüpler Arası Kısa Kulvar Yıldız, Genç ve Açık Yaş Yüzme Şampiyonası’nın Gaziantep’te yapılacağı aylar öncesinden açıklanmıştı.
Yarışlar 20 Aralık’ta başlayacak, 28 Aralık’ta sona erecekti. Oldukça uzun bir organizasyondu. Hem Buse Melek hem de Umut Aras farklı yaş kategorilerinde yarışacaklardı.
Biz de orada olmak istiyorduk.
Fakat bunun kolay olmayacağını biliyorduk.
Yıllık izin hakkımız neredeyse kalmamıştı.
Neyse ki çalıştığımız kurumda uzaktan çalışma imkânımız vardı. Müdürlerimizin anlayışı ve desteği sayesinde bilgisayarlarımızı da yanımıza alarak Gaziantep yoluna çıktık.
Uçak yerine arabayı tercih ettik.
Hem günlerce kalacağımız için valizleri daha rahat taşıyabilecek hem de uzun bir seyahatte maddi olarak daha avantajlı olacaktık.
O yolculuk sırasında aklımızda tek bir soru vardı.
“Acaba bu kez olacak mı?”
Bazen kilometrelerce yol gidersiniz ama asıl yolculuk insanın kendi içinde yaşanır. Gaziantep’e giderken bizim bavullarımızda kıyafetlerden çok umut vardı.
Bu uzun yarış haftasının en güzel taraflarından biri ise sevgili dostlarımız Nur ve Gül ile aynı şehirde buluşacak olmamızdı.
Gaziantep’in eşsiz mutfağını birlikte keşfettik, uzun sohbetler ettik, yarışların heyecanını birlikte yaşadık.
Sporcu aileleri için böyle dostlukların değeri gerçekten anlatılamaz.
Çünkü bazen sizi en iyi anlayan insanlar, aynı tribünde aynı heyecanı yaşayanlardır.
Beklemek…
Tribünde yine aynı heyecan vardı.
Ama bu kez hissettiğimiz duygu biraz daha farklıydı.
Çünkü yıllardır kurduğumuz bir hayalin tam kıyısındaydık.
Buse Melek uzun yıllardır büyük bir disiplinle çalışıyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan antrenmanlar…
Okul…
Sınavlar…
Kamplar…
Yüzlerce yarış…
Binlerce kilometrelik yol…
Ve her defasında biraz daha yaklaşan ama bir türlü ulaşılamayan milli takım.
2008 doğumlu birçok sporcu yıllar önce milli olmuştu.
Bazıları Avrupa Şampiyonaları görmüş, bazıları uluslararası madalyalar kazanmıştı.
Biz ise hâlâ bekliyorduk.
Beklemek bazen çalışmaktan daha yorucudur. Çünkü emeğiniz devam eder ama karşılığını ne zaman alacağınızı bilemezsiniz.
Ve beklemek…
Dışarıdan göründüğü kadar kolay değildi.
“Acaba olmayacak mı?”
İnsan en çok da bu soruyla mücadele ediyor.
“Acaba yeterince iyi değil mi?”
“Acaba artık çok mu geç?”
“Acaba hayal kurmayı bırakmalı mıyız?”
İşte tam bu noktada birçok sporcu sporu bırakıyor.
Birçok aile de umudunu kaybediyor.
Ama biz hiçbir zaman Buse Melek’in gelişimini başkalarıyla kıyaslamamaya çalıştık.
Çünkü şuna inanıyorduk:
Her sporcunun gelişim yolculuğu kendine özeldir.
Kimisi erken açar.
Kimisi biraz daha geç.
Ama doğru zamanda açan çiçek de en az diğerleri kadar güzeldir.
Ve o an geldi…
22 Aralık 2024.
Sabah yapılan ön elemelerde Buse Melek, 200 metre sırtüstünü ikinci sırada tamamlayarak akşam finaline kalmayı başardı.
Finalde en büyük rakibi 2007 doğumlu bir sporcuydu. Avrupa Gençler barajını daha önce geçmiş, 200 metre sırtüstünde Türkiye Gençler kategorisinin en güçlü isimlerinden biriydi.
Kâğıt üzerinde işimiz hiç kolay görünmüyordu.
Ama içimizde hep aynı cümle vardı.
“Neden olmasın?”
Akşam oldu.
200 metre sırtüstü finali başladı.
Sporcular tek tek anons edildi.
Tribünde nefesler tutuldu.
Ve o komut…
“Take your marks…”
Start verildi.
Geçmek bilmeyen iki dakika…
Her dönüşte yüreğimiz biraz daha hızlandı.
Son metreler…
Tribünden tek bir ses yükseliyordu.
“Haydi Buse! Bas!”
O anda tribünde yalnız değildik.
Aynı heyecanı yaşayan bütün anne babaların kalbi sanki aynı ritimde atıyordu.
Yarış bitti.
Herkesin gözü skorborddaydı.
2:17.48
Sadece 0.05 saniye…
Yalnızca beş santisaniye…
Bazen yılların emeğini belirleyen şey, göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir andır.
Buse Melek, rakibini 0.05 saniye farkla geride bırakarak Türkiye Şampiyonu olmuş ve ilk kez Türkiye Milli Takımı’na seçilmişti.
O an zaman durmuş gibiydi.
Tribünde birbirimize baktık.
Gözlerimiz doldu.
Çünkü bazı sevinçler alkışlarla anlatılmaz.
Bazı sevinçler sessizce yaşanır.
O an bizim için yalnızca bir milli takım seçmesi değildi.
Yılların emeğiydi.
Sabırdı.
Vazgeçmemekti.
Bir aile olarak birlikte yürüdüğümüz yolun karşılığıydı.
İlk milli forma…
İnsan bazen bir formaya bakar.
Biz ise o formanın içinde geçen yılları gördük.
Sabah beşte çalan alarmları…
Kaçırılan tatilleri…
Yollarda geçen binlerce kilometreyi…
Kaybedilen yarışlardan sonra sessiz geçen dönüş yolculuklarını…
Bazen gözyaşlarını…
Yeniden kurulan hayalleri…
Ve hiçbir zaman vazgeçmeyen bir kızı…
O formayı ilk kez eline aldığında…
Biz yalnızca bir milli forma görmedik.
Yıllardır kurulan bir hayalin kumaşa dönüşmüş hâlini gördük.
Bugün geriye dönüp baktığımızda…
İyi ki acele etmemişiz.
İyi ki vazgeçmemişiz.
İyi ki kendi hikâyemizi başkalarının takvimine göre değerlendirmemişiz.
Çünkü bazı hikâyeler erken yazılır.
Bazıları ise tam zamanı geldiğinde.
Ve bazen…
En kıymetli başarı, en uzun bekleyişten sonra gelendir.
Bu yazıyı neden yazdık?
Çünkü bugün tribünde oturup aynı duyguları yaşayan bir anne ya da baba olabilir.
Belki çocuğu henüz milli olamadı.
Belki arkadaşları birer birer milli takıma seçildi.
Belki de kendi kendine,
“Artık çok geç…”
diye düşünmeye başladı.
Onlara tek bir şey söylemek istiyoruz.
Henüz zamanı gelmemiş olabilir.
Ama bu, o zamanın hiç gelmeyeceği anlamına gelmez.
Her sporcunun saati farklı çalışır.
Kiminin hikâyesi erken yazılır.
Kimininki biraz daha geç.
Önemli olan, hikâyenin ne zaman başladığı değil…
Vazgeçmeden sonuna kadar yazılabilmesidir.
Bazen en güzel hikâyeler gerçekten de herkes bitti sandığında başlar.
Bu yazı yalnızca Buse Melek’in ilk milli takım seçilişini anlatmıyor.
Aynı zamanda yıllarca sessizce bekleyen, çocuklarının hayallerine inanmaktan vazgeçmeyen ve her yarışta tribünde aynı heyecanı yaşayan tüm sporcu ailelerine küçük bir umut olmayı amaçlıyor.
Belki bugün beklediğiniz haber henüz gelmedi.
Belki çocuğunuz kendini arkadaşlarıyla kıyaslıyor.
Belki siz de içinizden,
“Acaba artık çok mu geç?”
diye geçiriyorsunuz.
Biz de o yollardan geçtik.
Ve bugün geriye dönüp baktığımızda şunu çok net söyleyebiliyoruz:
Her sporcunun yolu farklıdır.
Bazı başarılar erken gelir.
Bazıları ise sabrın, emeğin ve vazgeçmemenin sonunda…
İşte tam zamanında.
Çünkü bazen…
En anlamlı milli forma, en geç gelenidir. 💙
Bu yazı, Gaziantep’te kurulan bir hayalin, yıllar sonra satırlara dökülmüş hâlidir.
🏊 O anı birlikte yaşayalım
Yazıyla anlatmaya çalıştığımız o anı, şimdi kendi gözlerinizle izleyebilirsiniz…
Buse Melek’in ilk kez Türkiye Milli Takımı’na seçildiği 200 metre sırtüstü finali.
Not : Videoda tribünden duyacağınız sesler, yıllardır beklenen bir hayalin gerçekleştiği anın en doğal hâli… O gün tribünde yalnızca bir yarışı değil, yılların emeğini izliyorduk.
Sevgiyle,
Sercan & Baki
Kulvardaki Hayat 🏊