Dört Çocuk, Yedi Türkiye Rekoru #2 – Dört Rekor Daha!
Kasım 2024…
Dört çocuk, birkaç hafta içerisinde üç bayrak Türkiye rekoru kırmıştı.
Umut Aras, Emir Bartu, Eymen Batu ve Ozan…
İlk rekor denemesine hazırlanırken yüzlerindeki o ciddiyeti, ilk rekorun ardından birbirlerine nasıl sarıldıklarını hâlâ hatırlıyorum.
Ama üçüncü rekora geldiğimizde artık bir şeyler değişmişti.
Çocuklar rekor kırabileceklerine inanıyorlardı.
Biz de inanıyorduk.
Hatta galiba biraz fazla inanıyorduk!
Nur’la eski rekorları araştırıyor, dereceleri topluyor, yeni hesaplar yapıyorduk.
Ama önümüzde önemli bir fark vardı.
Şimdiye kadar bütün rekorlarımızı 25 metrelik havuzda kırmıştık.
Bu kez 50 metrelik havuzda yarışacaktık.
Acaba aynı başarıyı uzun kulvarda da gösterebilecekler miydi?
İşte hikâyemizin ikinci bölümü tam da burada başlıyor.
Uzun Kulvarda da Rekor Gelir miydi?
29 Kasım–1 Aralık 2024 – İstanbul İli 12+ Yaş Uzun Kulvar Baraj Geçme Müsabakası
Üç günlük kısa kulvar yarışlarını geride bırakmıştık.
Toplam rekor sayımız üçe ulaşmıştı.
Ama Alp Hoca’nın yeni bir planı vardı.
4×200 metre serbest bayrak hariç bütün bayrak yarışlarına katılacak, Türkiye rekoru deneyecektik!
Şimdi burada yüzmeyle çok ilgisi olmayanlar için küçük bir açıklama yapmam gerekiyor.
Kısa kulvar yarışları 25 metrelik, uzun kulvar yarışları ise 50 metrelik havuzlarda yapılır.
Aradaki fark yalnızca havuzun uzunluğu değildir.
25 metrelik havuzda daha fazla dönüş yaparsınız. Duvardan itiş ve su altı performansından daha fazla yararlanabilirsiniz.
50 metrelik havuzda ise dönüş sayısı azalır ve daha uzun mesafeyi yüzerek kat etmeniz gerekir.
O dönemde çocukların su altı ve dönüş performansları nasıldı, bugün tam olarak hatırlayamıyorum.
Ama genel olarak kısa kulvar derecelerinin uzun kulvar derecelerinden daha iyi olduğunu biliyoruz.
Dolayısıyla kısa kulvarda Türkiye rekoru kırmış olmak, uzun kulvarda da aynı başarıyı kolayca elde edeceğiniz anlamına gelmiyordu.
Karışık Bayrak mı? İşte Bizim İşimiz!
Şimdi burada bizim çocukların çok önemli bir özelliğinden yeniden bahsetmek istiyorum.
Karışık bayraklar bizimkilerin uzmanlık alanıydı!
Daha önce de anlatmıştım.
Bir takımda dört farklı branşı iyi yüzebilen dört sporcu bulmak hiç de kolay değildir.
Sırtüstünde iyi bir sporcunuz olabilir ama kurbağalamada aynı seviyede birini bulamayabilirsiniz.
Kelebekte çok güçlü olabilirsiniz ama serbest etabında rakiplerinize karşı zaman kaybedebilirsiniz.
Üstelik bütün bu sporcuların aynı yaş grubunda olması ve birlikte iyi bir takım oluşturabilmesi gerekir.
Umut sırtüstü, Emir Bartu kurbağalama, Eymen Batu kelebek ve Ozan serbest…
Her biri kendi güçlü olduğu branşta yüzdüğünde ortaya gerçekten iyi bir takım çıkıyordu.
Üstelik karışık bayrak yarışlarında dengeli bir takım oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu ilerleyen yıllarda uluslararası yarışlarda da görecektik.
Elbette o yarışlarda bayrak takımları yalnızca bizim bu dört çocuğumuzdan oluşmuyordu. Millî takım çatısı altında, farklı kulüplerden gelen başarılı sporcularımız bir araya geliyor ve ülkemizi temsil ediyorlardı.
Almanya, İtalya, Fransa gibi yüzmede güçlü ülkelerin takımlarını geride bıraktığımız yarışlar da oldu.
Bu deneyimler bize bir kez daha gösterdi ki karışık bayrakta başarı, yalnızca dört iyi yüzücünün olmasıyla gelmiyor.
Dört farklı branşta güçlü sporcuları bir araya getirebilmek ve onların bir takım olarak birbirini tamamlamasını sağlamak gerekiyor.
Ve bizim dörtlü 2024 Kasım’ında bunu çok güzel başarıyordu.
Dördüncü Rekor Geldi, Fırça da Beraberinde!
Uzun kulvardaki ilk bayrak yarışımız 4×50 metre karışıktı.
Eski Türkiye rekoru 1:56.22 ile Trabzon Yeşilova Spor Kulübü’ne aitti.
Kolay bir hedef değildi.
Ama çocuklar artık rekor denemelerine alışmışlardı.
Start verildi.
Umut sırtüstü etabını hesaplarımıza yakın bir dereceyle tamamladı.
Ardından Emir Bartu muhteşem bir kurbağalama performansı sergiledi.
Rekor ihtimali güçleniyordu.
Sıra Eymen Batu’ya geldi.
O kelebek etabını yüzerken biz tribünde yine kendimizden geçmiştik.
Bugün videoyu açıp izlediğimde kendi sesimi duyuyorum:
“Hadi, şimdi yüz, sonra nefes alırsın!”
Bunu duyunca kahkahalara boğuluyorum.
Düşünsenize…
Çocuk havuzda kelebek yüzüyor, ben tribünden nefes almayı ertelemesini söylüyorum!
Sanki beni duyacak da “Tamam Sercan teyze, sonra alırım!” diyecek.
Ama o an insan ne söylediğini bilmiyor.
Ardından Ozan son 50 metreye girdi.
Ayakları öyle hızlı çalışıyordu ki görülmeye değerdi.
Ve bitiş duvarına dokundu.
1:54.83
Eski rekor 1:56.22 idi.
1,39 saniyelik gelişme!
DÖRDÜNCÜ TÜRKİYE REKORU!
Ama artık bir şeyler değişmişti.
Hatırlıyor musunuz ilk Türkiye rekorunu kırdıklarında çocukların birbirlerine nasıl sarıldığını?
İşte o büyük sevinç gösterilerini artık pek göremiyorduk.
Havuzdan çıkıyor, Alp Hoca’nın yanına gidiyor, değerlendirmelerini dinliyor ve soyunma odasına geçiyorlardı.
Peki biz?
Biz hâlâ ilk günkü kadar heyecanlıydık!
Bir kare fotoğraf çekebilmek için tribünün balkonundan neredeyse aşağı düşecek kadar sarkıyorduk.
Herkesin rekor kutlama şekli farklı demek ki!
Ama bu yarışın ardından Alp Hoca’nın değerlendirmesi biraz daha farklı oldu.
Çünkü Umut ciddi bir fırça yedi.
Neden mi?
Kulvar ipine fazla yakın yüzdüğü için!
Düz bir hat üzerinde yüzmek yerine gereksiz mesafe katetmişti.
Türkiye rekoru kırılmış mı?
Kırılmış.
Ama Umut gereğinden fazla mesafe yüzmüş mü?
Yüzmüş.
O zaman konuşulacak!
İşte bizim takımda işler biraz böyle yürüyordu.
Rekor kırmanız, teknik hatalarınızın görmezden gelineceği anlamına gelmiyordu.
Belki de çocukların her seferinde biraz daha iyiye gitmelerinin nedenlerinden biri buydu.
Biz tribünde 1:54.83’e bakıp sevinirken Alp Hoca çoktan düzeltilecek ayrıntıları konuşmaya başlamıştı.
Sekiz Yıllık Rekor, 3 Dakika 49 Saniyede Tarih Oldu!
Sıradaki yarışımız 4×100 metre serbest bayraktı.
Ve bu rekorun bizim için ayrı bir önemi vardı.
Eski Türkiye rekoru 3:50.94 ile Galatasaray Spor Kulübü’ne aitti.
Kırıldığı yıl ise…
2016!
Evet, yanlış okumadınız.
Tam sekiz yıldır kırılamayan bir Türkiye rekorundan bahsediyorum.
Sekiz yıl boyunca pek çok sporcu yetişmiş, pek çok yarış yapılmıştı.
Ama o derece hâlâ geçilememişti.
Üstelik bu kez karışık bayrak yüzmeyeceklerdi.
Dört sporcu da 100 metre serbest performansını ortaya koymak zorundaydı.
Bizim çocukların en güçlü tarafı farklı branşlarda birbirlerini tamamlamalarıydı. Dolayısıyla bu rekor diğerlerine göre daha zor görünüyordu.
Bir yanda sekiz yıldır değişmeyen bir derece…
Diğer yanda birkaç hafta içinde dört Türkiye rekoru kırmış dört çocuk…
Bilmem yarışın ehemmiyetini anlatabildim mi?
İşte bu yüzden, sıradaki yarış bizim için yalnızca beşinci rekor denemesi değildi.
Başarabilirlerse, sekiz yıldır değişmeyen bir dereceyi tarihe gömeceklerdi.
Ve açıkçası bunun düşüncesi bile heyecanlanmamıza yetiyordu.
Ve yarış başladı.
Beş numaralı kulvardaydık.
Bugün videosunu izlediğimde bu yarışa da besmeleyle başladığımızı duyuyorum.
Demek ki tribündeki rekor denemelerimizin değişmeyen bir geleneği daha varmış!
Umut ilk 100 metreyi 58.05 ile tamamladı.
Tam da hesapladığımız gibi.
Bayrağı Emir Bartu’ya devretti.
Emir Bartu güzel bir deparla başladı ve etabını tamamladı.
Ardından Eymen Batu suya girdi.
Tribünden sesler yükseliyordu:
“Hadi Eymen!”
Her kulaçta gözümüz biraz daha kronometreye kayıyordu.
Ve son bayrak Ozan’a geçti.
Artık hesap yapma işi bitmişti.
Geriye Ozan’ın yüzmesi ve bizim bağırmamız kalmıştı!
“Bas! Bas! Bas!”
Ozan son metrelerini yüzdü.
Duvara yaklaştı.
Ve dokundu!
3:49.04
Bir an o dereceye baktık.
Eski rekor 3:50.94 idi.
Tam 1,90 saniyelik gelişme!
BEŞİNCİ TÜRKİYE REKORU!
Sekiz yıldır kırılamayan Türkiye rekoru artık tarih olmuştu.
Hem de bizim dört çocuğumuz sayesinde!
Düşünsenize…
2016 yılından beri Galatasaray Spor Kulübü’nün elinde bulunan o derece, 2024 Kasım’ında dört Fenerbahçeli çocuk tarafından geliştirilmişti.
Bizim için unutulmaz bir başarıydı.
Peki çocuklar?
Onlar ne yaptı dersiniz?
Tebrikler kabul edildi, Alp Hoca’nın değerlendirmeleri dinlendi ve gözler bir sonraki bayrak yarışına çevrildi.
Bu kadar!
Galiba artık kendilerine yeni bir düzen oluşturmuşlardı.
Yarışa gir.
Elinden gelenin en iyisini yap.
Rekoru kır.
Eksiklerini öğren.
Sonraki yarışa hazırlan.
Biz hâlâ sekiz yıllık rekorun kırılmasının heyecanını yaşarken onlar sıradaki yarışa hazırlanıyordu.
Altıncı Rekor… Artık Yorulmaya Başlamıştık!
Sıradaki yarış 4×100 metre karışık bayraktı.
Eski Türkiye rekoru 4:18.56 ile Galatasaray Spor Kulübü’ne aitti.
Bu kez hesaplarımız oldukça umut vericiydi.
Önceki denemelerle karşılaştırdığımızda kırma ihtimalimizin en yüksek olduğu rekor buydu.
Çünkü karışık bayrak bizim çocukların güçlü olduğu yarıştı.
Her biri kendi uzmanlık alanında yüzecekti.
Ve artık birlikte yarışma konusunda oldukça deneyim kazanmışlardı.
Yarış başladı.
Dört çocuk etaplarını tamamladı.
Ozan bitiş duvarına dokunduğunda gördüğümüz derece:
4:14.47
Eski rekorun tam 4.09 saniye altına inmişlerdi.
ALTINCI TÜRKİYE REKORU!
İnsan nelere alışıyor!
Birkaç hafta önce ilk Türkiye rekorunu kırıp kıramayacaklarını merak ederken şimdi altıncı rekorun ardından neredeyse olağan bir sonuçtan bahseder gibi konuşuyorduk.
Ama alışamadığımız bir şey vardı.
Yorgunluk!
Bir yarış bitiyor, diğeri başlıyordu.
Çocuklar havuzda metrelerce yüzüyor, biz de tribünde sanki onlarla birlikte yarışıyorduk.
Onlar kulaç atıyor, biz bağırıyorduk.
Onlar nefeslerini ayarlıyor, biz heyecandan nefes alamıyorduk.
Biz tezahürat yapmaktan yorulmuştuk, çocuklar da yüzmekten yorulmuşlardı artık.
Ama önümüzde hâlâ son bir rekor denemesi vardı.
Yedinci Rekor… Son Bir Gayret!
Ve geldik son bayrak yarışına.
4×50 metre serbest.
Bu kez kırmaya çalıştığımız Türkiye rekoru 1:44.96 ile Trabzon Yeşilova Spor Kulübü’ne aitti.
Mesafe kısaydı.
50 metrede küçücük bir hata bile bütün hesabı değiştirebilirdi.
Üstelik günlerdir yarışan, bireysel müsabakalara giren, bayrak yarışlarında Türkiye rekorları kovalayan dört çocuktan bahsediyoruz.
Altı Türkiye rekoru geride kalmıştı.
Ve şimdi elimizde ne vardı?
Dört tane çok yorgun çocuk!
Bir de bu kez havuzda yalnız değildik.
ENKA Spor Kulübü ve İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Kulübü de yarıştaydı.
Gerçekten çekişmeli bir mücadele oldu.
Biz yine tribündeydik.
Gözümüz havuzda, aklımız kronometrede…
Artık kaçıncı kez sesimiz kısılana kadar bağırdığımızı hatırlamıyorum bile.
Ama bir şeyi çok iyi hatırlıyorum.
Bu rekoru da istiyorduk!
Çocuklar son güçleriyle mücadele ederken biz de tribünden onları desteklemeye devam ediyorduk.
Ve sonunda yarış tamamlandı.
Gözlerimiz skorboarda çevrildi.
1:43.58
Eski rekor 1:44.96 idi.
Tam 1,38 saniyelik gelişme!
YEDİNCİ TÜRKİYE REKORU!
Başarmışlardı.
Yine…
Bir zamanlar tek bir Türkiye rekoru kırabilecekler mi diye heyecanlandığımız dört çocuk, birkaç hafta içerisinde tam yedi bayrak Türkiye rekoruna imza atmıştı.
İlk rekorun ardından birbirlerine sarılan o dört çocuğu hatırlıyorum.
Bir de şimdi, yedinci rekorun ardından geriye kalan tabloyu düşünüyorum.
Yorgunluk…
Günlerce süren yarışlar…
Tribünden yükselen sesler…
Ve skorboardda bir kez daha gördüğümüz yeni bir Türkiye rekoru.
1:43.58
Artık yeni hesaplar yapmamıza gerek kalmamıştı.
Çünkü o birkaç haftalık rekor maratonu tamamlanmıştı.
Yedi bayrak Türkiye rekoru. Dört çocuk. Bir takım.
Ve bizim için unutulmayacak bir hikâye…
Durun, Bir Rekor Daha Var!
Tam yazımızı bitirmeye hazırlanırken yarış notlarımı yeniden karıştırdım ve önemli bir ayrıntıyı atladığımı fark ettim.
Olacak iş değil!
Biz burada dört çocuğun kırdığı yedi Türkiye rekorunu uzun uzun anlatıyoruz ama arada bir de bireysel Türkiye rekorumuz var!
Hatırlarsanız 26–28 Kasım tarihlerindeki kısa kulvar yarışlarından bahsetmiştim.
İşte o yarışlarda Emir Bartu, 50 metre kurbağalamada 30.46 yüzerek Türkiye rekoru kırdı.
Eski rekor 30.63 ile Eren Genç’e aitti.
Emir Bartu bu dereceyi 0,17 saniye geliştirdi.
Şimdi düşününce gülüyorum kendime.
O gün oradaydık. Yarışları izledik, heyecanlandık, sevindik.
Ama bu hikâyeyi yazarken bütün dikkatimizi bayrak yarışlarına vermişiz.
Emir Bartu’nun bireysel Türkiye rekorunu anlatmayı neredeyse unutuyordum!
Üstelik hikâye boyunca onun kurbağalama performansından kaç kez bahsettik, hatırlamıyorum bile.
Ama hakkını teslim etmek lazım.
Dört çocuk birlikte harika işler başardı.
Emir Bartu da bütün bunların arasında kendi branşında bir Türkiye rekoruna imza attı.
Yedi bayrak Türkiye rekoru, bir bireysel Türkiye rekoru…
Dile kolay!
İyi ki eski notlarımı saklamışım.
Yoksa bu güzel başarıyı anlatmadan yazıyı bitirecektim.
Emir Bartu, senin rekorunu da unutmadık. Biraz geç anlattık, o kadar!
Rekorlar Kırılır, Hikâyeler Kalır…
Ve böylece birkaç haftalık yarış maratonunun sonuna gelmiştik.
Kasım ayının başında ilk rekor denemesini duyduğumuzda ne kadar şaşırdığımızı hatırlıyorum.
Acaba başarabilirler miydi?
Bayrak değişimlerinde hata yaparlar mıydı?
Heyecanlarına yenilirler miydi?
Sonra ilk rekor geldi.
O dört çocuğun birbirine sarıldığı an hâlâ gözümün önünde.
Ardından ikinci, üçüncü, dördüncü…
Ve bir baktık ki yedinci Türkiye rekorunu da kırmışlar.
İşin ilginç tarafı, rekor sayısı arttıkça çocukların tepkileri sakinleşirken bizim heyecanımız hiç azalmadı.
Biz hâlâ tribünde bağırıyor, fotoğraf çekmeye çalışıyorduk.
Onlar ise havuzdan çıkıp Alp Hoca’nın yanına gidiyor, değerlendirmelerini dinliyor ve bir sonraki yarışlarına hazırlanıyorlardı.
Belki de bu hikâyede beni en çok etkileyen şeylerden biri buydu.
Başarı ne kadar büyük olursa olsun, öğrenilecek ve düzeltilecek bir şeyler hep vardı.
Umut’un, takım arkadaşlarıyla beraber Türkiye rekoru kırdığı yarışın ardından kulvara fazla yakın yüzdüğü için fırça yemesi bunun en güzel örneğiydi!
Tabii bu başarıların arkasında yalnızca dört çocuk yoktu.
Alp Hoca ve Berk Hoca’nın emeği, çocukların antrenmanlarda geçirdikleri saatler, birlikte yaptıkları çalışmalar vardı.
Bir de biz aileler…
Nur’la eski rekorları araştırdığımız, dereceleri hesapladığımız, bazen Alp Hoca’yı yeni bir rekor denemesi için ikna etmeye çalıştığımız günleri düşünüyorum.
Havuz kenarında yüzemiyorduk belki ama kendimize başka başka görevler bulmuştuk!
Bugün dönüp baktığımda, bu hikâyenin en güzel tarafının yalnızca kırılan rekorlar olmadığını görüyorum.
Dört çocuğun birbirini tamamlayarak bir takım olabilmesiydi.
Umut Aras, Emir Bartu, Eymen Batu ve Ozan…
Her biri farklı özelliklere, farklı güçlü yönlere sahip dört çocuk.
Ama o günlerde bir araya geldiklerinde ortaya gerçekten çok güzel bir takım çıktı.
Bu rekorlar sonsuza kadar onların isimleriyle kalmayacak.
Bir gün başka çocuklar gelecek, daha hızlı yüzecek ve bu dereceleri geliştirecekler.
Zaten sporun güzelliği de biraz burada değil mi?
Bizim çocukların kırdığı rekorlar da bir zamanlar başka sporcuların emekleriyle ortaya çıkmıştı.
Şimdi onların dereceleri de kendilerinden sonra gelen çocuklar için yeni bir hedef olacak.
Ama ne kadar zaman geçerse geçsin bizim için değişmeyecek şeyler var.
İlk rekorun ardından birbirlerine sarıldıkları o an…
Tribünden yükselen seslerimiz…
Videolarda hâlâ duyduğum heyecanımız…
Alp Hoca’nın bitmek bilmeyen teknik değerlendirmeleri…
Ve dört çocuğun birkaç hafta boyunca birlikte yazdığı bu hikâye.
Yedi bayrak Türkiye rekoru, bir bireysel Türkiye rekoru…
Evet, çok büyük başarılar.
Peki bu başarılar hak ettiği değeri gördü mü?
Çocuklar yeterince takdir edildi mi?
Tebrik edildiler mi?
Ya da ne bileyim, böylesine güzel bir başarının ardından küçük de olsa bir şekilde ödüllendirildiler mi?
Bilmiyorum…
Belki de biz aileler için çok büyük anlam taşıyan bu başarılar, bazıları için yalnızca rekorlar listesine eklenen birkaç yeni dereceden ibaretti.
Kim bilir?
Ama şunu çok iyi biliyorum.
O dört çocuk, bu rekorları kırabilmek için gerçekten çok emek verdi.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey büyük bir ödül değildir.
Verdiği emeğin görüldüğünü ve takdir edildiğini hissetmektir.
Neyse…
Biz yine kendi hikâyemize dönelim.
Çünkü yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, belki de en çok hatırlayacağımız şey skorboarddaki rakamlar olmayacak.
O rakamların arkasında birlikte yaşadığımız günler olacak.
İşte bizim Kulvardaki Hayatımız biraz da böyle…
Bu hikâyenin başlangıcını okumadıysanız: [Dört Çocuk, Yedi Türkiye Rekoru #1 – Her Şey Nasıl Başladı?]