Unutulmayacak Anlar #1 | Tarihin Diskalifiyesi

Bazı yarışları kazandığınız için unutmazsınız.

Bazılarını kaybettiğiniz için.

Bazılarını ise…

50 metre sonunda dönmek yerine kafanızı duvara çarptığınız için.

Kasım 2025.

Macaristan’ın Sopron kentindeyiz.

CECJM 2025, Umut’un ilk milli takım yarışı.

Biz daha önce Buse Melek’le milli takım heyecanını yaşamıştık. Güney Kıbrıs’taki Multinations Gençler yarışıyla bu duyguyla tanışmıştık.

Ama bu kez sıra Umut’taydı.

Aslında Sopron’a gelirken beklentim çok büyüktü desem doğru olmaz.

Yarışlardan önce Budapeşte’yi gezerken bir akşam yemeğinde söylediğim cümleyi bugün bile çok net hatırlıyorum:

“Bir kere kürsüye çıkabilse benim için yeterli.”

Umut’un milli takım formasıyla çıktığı ilk uluslararası organizasyondu.

Benim için onu bir kez o kürsüde görmek yeterliydi.

Ama 100 metre sırtüstü yarışına geldiğimizde, benim Budapeşte’de kurduğum o küçük hayal çoktan gerçekleşmişti.

Hem de fazlasıyla.

Umut, 100 metre kelebek bireysel yarışını birinci bitirmiş ve altın madalyasını almıştı.

Üstelik bununla da kalmamış; 4×100 metre karışık bayrak yarışında takım arkadaşlarıyla birlikte birinci olmuş, bir altın madalya daha kazanmışlardı.

Ve o bayrak yarışında 14 yaş Türkiye rekorunu da kırmışlardı.

Ben Budapeşte’de,

“Bir kere kürsüye çıkabilse benim için yeterli.”

derken, birkaç gün sonra iki altın madalya ve bir Türkiye rekorundan söz edeceğimizi nereden bilebilirdim?

100 Metre Sırtüstü

Sonra sıra 100 metre sırtüstüne geldi.

Umut 1. kulvardaydı.

100 metre sırtüstü startı — CECJM 2025, Sopron.

Yarış başladı.

Ve ilk 50 metreyi gerçekten çok güzel yüzüyordu.

Sonra…

Bir şey oldu.

Bayraklar Yoktu

Sırtüstü yüzenler bilir.

Havuzun sonuna yaklaştığınızı görmek için başınızı çevirip duvara bakamazsınız. Dönüşe kaç metre kaldığını havuzun üzerinde asılı olan sırtüstü dönüş bayraklarından anlarsınız.

Umut o bayrakları göremedi.

Umut 1. kulvardaydı ve havuzun cam kenarına oldukça yakındı. O sırada güneşin etkisi var mıydı, kullandığı gözlük dış mekân gözlüğü olmadığı için görüşü bundan mı etkilendi, bugün kesin olarak söylemem mümkün değil.

Bizim tahminimiz, güneşin de etkisiyle dönüş bayraklarını seçemediği yönünde.

Bildiğimiz tek şey Umut’un bayrakları görmediğiydi.

Ve bütün hızıyla yüzmeye devam etti.

Ta ki…

Kafasını duvara çok kötü bir şekilde çarpana kadar.

100 metre sırtüstü yarışında duvara çarptıktan hemen sonra — CECJM 2025, Sopron.

100 metre sırtüstü yarışı — CECJM 2025, Sopron.

Ben tribündeydim ama ne olduğunu o anda tam olarak anlayamadım.

Umut’un kafasını duvara çarptığını ben görememiştim.

Ama Türkiye’de yarışı canlı yayından izleyen Buse Melek bir şeylerin ters gittiğini hemen fark etmişti.

Telefonum çaldı.

Buse Melek’ti.

“Anne, ne oldu? Umut neden ilk 50 metrede durdu?”

Ben de bilmiyordum.

Sonrasında çevremdekiler Umut’un kafasını duvara çok kötü çarptığını söylemeye başladılar.

İşte o anda benim için yarış bitti.

Dereceyi düşünmedim.

Diskalifiyeyi düşünmedim.

Kaçıncı olacağını düşünmedim.

Aklımdan geçen tek şey şuydu:

Acaba canı çok acımış mıydı?

Bir anne olarak insanın içinin yandığı anlardan biri.

Ama Umut yarışa devam etti.

100 metreyi tamamladı.

Sonradan bize o anı anlatırken söylediği şey ise benim bu hikâyede hiç unutamadığım başka bir ayrıntı oldu.

Kafasını çarptıktan sonra suyun altından hiç çıkmak istememiş.

Çünkü aklından geçen şey:

“Ben şimdi Alp Hoca’ya ne diyeceğim?”

Canı acıyor mu?

Kafası nasıl?

Yarış ne olacak?

Bunlardan önce düşündüğü şey antrenörüydü.

Ben tribünde onun için endişelenirken, o suyun altında Alp Hoca’ya ne söyleyeceğini düşünüyordu.

Peki Alp Hoca Ne Yaptı?

Yarış bittikten sonra Umut doğruca Alp Hoca’nın yanına gitti.

Morali bozuktu.

Sinirliydi.

Ağlamaklıydı.

Biz ise tribünden aşağı inip Umut’un yanına gitmedik.

Aslında gitmemek kolay değildi.

Az önce kafasını duvara çok kötü çarpmıştı. İçimden yanına gidip iyi olup olmadığını görmek elbette geçiyordu.

Ama yıllar içinde sporcu velisi olarak öğrendiğimiz ve mümkün olduğunca uygulamaya çalıştığımız bir şey vardı:

Biz o yarışlara müdahale etmek için gitmiyorduk.

Biz sadece seyirciydik.

Orada antrenörü vardı.

Bir sorun varsa önce Umut ile Alp Hoca’nın kendi aralarında konuşmaları gerekiyordu.

Biz de ne yaptık?

Bir duvarın arkasından onları izledik tabii ki.

Anne-babalık bazen böyle bir şey galiba.

“Müdahale etmiyorum.” deyip birkaç metre ötede olup biten her şeyi takip etmek…

Umut ile Alp Hoca bir süre konuştular.

Eminim Alp Hoca’nın da içinde fırtınalar kopuyordu. Sonuçta sporcusu çok iyi başladığı bir yarışta dönüş bayraklarını görememiş, kafasını duvara çarpmış ve diskalifiye olmuştu.

Ama dışarıdan gördüğümüz kadarıyla son derece sakin kaldı.

Sonradan anlatılanlara göre gerekli uyarılarını yaptı.

Sonra Umut’a toparlanmasını, önündeki yarışa konsantre olmasını ve gidip soğuma yapmasını söyledi.

Çünkü o yarış artık bitmişti.

Değiştirebilecekleri hiçbir şey yoktu.

Üstelik önlerinde başka bir yarış vardı.

Soğuma Havuzunda Yalnız Değildi

Umut soğuma havuzuna gitti.

Ama orada onu yalnız bırakmayan biri vardı.

Emir Bartu.

Yaklaşık bir saat sonra beraber 4×100 metre karışık mix bayrak yarışında yüzeceklerdi.

Emir Bartu, Umut’un yanında kaldı.

Hem arkadaşına destek olmak hem de birazdan birlikte yüzecekleri bayrak yarışı için deparlarını çalışmak için…

Bence takım arkadaşlığı bazen tam da böyle anlarda belli oluyor.

Sadece madalyayı birlikte boynunuza takarken değil.

Birinizin morali bozulduğunda da yanında durabilmekte.

Umut bir taraftan soğumasını yaptı, bir taraftan Emir Bartu’yla birlikte birazdan yeniden çıkacağı yarışa hazırlanmaya başladı.

Az önce yaşananlar hâlâ çok yeniydi.

Kafasını duvara çarpmıştı.

Diskalifiye olmuştu.

Morali bozulmuştu.

Ama yüzme devam ediyordu.

Ve yaklaşık bir saat sonra yeniden start taşının arkasında olması gerekiyordu.

Ama Hikâye Burada Bitmedi

Diskalifiye olması beni nedense hiç üzmedi.

Belki de o ana kadar bu ilk milli takım yarışının Umut’a ve bize hayal ettiğimizden çok daha fazlasını vermiş olması nedeniyle.

Budapeşte’de bir akşam yemeğinde,

“Bir kere kürsüye çıkabilse benim için yeterli.”

demiştim.

Oysa o ana kadar iki altın madalya ve bir Türkiye rekoru gelmişti bile.

Belki de o anda bir derecenin veya yarış sonucunun hiçbir önemi olmadığını çok net hissettiğim için.

Ben olaya her zaman söylediğim bir cümleyle baktım:

Yaşanması gerekiyormuş, yaşandı.

Üstelik durup bunun üzerinde düşünecek çok fazla zaman da yoktu.

Çünkü o diskalifiye yarışından sadece iki yarış sonra Umut’un yeniden kulvara çıkması gerekiyordu.

Sırada 4×100 metre karışık mix bayrak yarışı vardı.

İki kız, iki erkek sporcu…

Umut 100 metre kelebeği yüzecekti.

Az önce kafasını duvara çarpmış, yarıştan diskalifiye olmuş, morali bozulmuş bir çocuk yaklaşık bir saat sonra yeniden start taşının arkasındaydı.

Ve Umut tekrar yarıştı.

Takım arkadaşlarıyla birlikte ikinci oldular ve gümüş madalya kazandılar.

4×100 metre karışık mix bayrak yarışı — CECJM 2025, Sopron. Umut, diskalifiye olduğu yarıştan yaklaşık bir saat sonra yeniden kulvardaydı. Bu kez takım arkadaşlarıyla birlikte gümüş madalyaya uzandılar.

Yeniden Start Almak

Bugün, o günü düşündüğümde benim için en kıymetli olan şey sanırım tam olarak bu.

Duvara çarpmaması değildi.

Diskalifiye olmaması hiç değildi.

Çarptı.

Diskalifiye oldu.

Ve yaklaşık bir saat sonra yeniden kulvara çıktı.

Sporculuk biraz da böyle bir şey sanırım.

Her yarış istediğiniz gibi bitmiyor.

Bazen kazanıyorsunuz.

Bazen kaybediyorsunuz.

Bazen Türkiye rekoru kırıyorsunuz.

Bazen diskalifiye oluyorsunuz.

Bazen de dönüş bayraklarını göremeyip kafanızı duvara çarpıyorsunuz.

Ama sonra sıradaki yarış geliyor.

Ve yeniden hazırlanmanız gerekiyor.

Yeniden o start taşının arkasına geçmeniz gerekiyor.

Ve yeniden yarışmanız gerekiyor.

Bugün o yarışı düşündüğümüzde artık endişeden çok gülümsüyoruz.

Hatta aile içinde ona bir isim bile koyduk:

Tarihin Diskalifiyesi.

Belki gerçekten tarihin diskalifiyesi değildi.

Ama bizim tarihimizin kesinlikle en unutulmazlarından biriydi.

Çünkü o gün bize bir sporcunun yolculuğunda sadece kazandığı yarışların değil, kaybettiği bir yarıştan sonra yeniden start taşının arkasına geçebildiği anların da önemli olduğunu hatırlattı.

Belki de sporun çocuklara öğrettiği en değerli şeylerden biri tam olarak bu.

Her şey her zaman planladığınız gibi gitmiyor.

Ama önünüzde hâlâ yüzmeniz gereken başka bir yarış varsa, geride bıraktığınız yarış ne kadar kötü olursa olsun bir noktada onu orada bırakmanız gerekiyor.

Ve galiba Unutulmayacak Anlar tam da bunun için var.

Her zaman madalyaları hatırlamak için değil.

Bazen bir duvarı…

Bazen de o duvardan sonra yeniden yüzebilmeyi unutmamak için.

Benzer Gönderiler

Bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir