Antalya 2025 Milli Takım Seçmeleri – Alp Team sporcuları ve antrenörleri

Köprüden Önce Son Çıkış

Bu hikâyeyi bir de bizim sesimizden dinlemek ister misiniz?

Köprüden Önce Son Çıkış hikâyemizi bu kez kendi sesimizle anlattık. Okumak yerine dinlemeyi tercih edenler için…

Bazı yarışlar vardır, üzerinden zaman geçse bile her anını hatırlarsınız.

Nerede oturduğunuzu, çocuğunuzun start taşının arkasındaki yüzünü, kronometrede gördüğünüz dereceyi…

Hatta gece kaçta uyanıp bir daha uyuyamadığınızı bile.

Bizim için 18–20 Nisan 2025 tarihlerinde Antalya’da yapılan Türkiye Yıldız, Genç ve Açık Yaş Uzun Kulvar Milli Takım Seçmesi de böyle yarışlardan biri oldu.

Çünkü Antalya’ya yalnızca yarışmaya değil, milli takım hayaliyle gitmiştik.

Bu seçmeler sonucunda başarılı olan sporcular, Kasım 2025’te Macaristan’ın Sopron kentinde düzenlenecek CECJM – Central European Countries Junior Meet müsabakasında Türkiye’yi temsil etme hakkı kazanacaktı.

Umut için bu, ilk ciddi milli takım hedeflerinden biriydi.

Yani Antalya’da alınacak bir biletin varış noktası aylar sonra Sopron olacaktı.

Tabii o günlerde, o Sopron yolculuğunun bize ileride anlatacağımız bambaşka ve unutulmayacak bir hikâye daha bırakacağını henüz bilmiyorduk.

Antalya’dan Önce Edirne Vardı

Aslında ilk seçme Antalya değildi.

7–9 Mart 2025 tarihlerinde Edirne’de yapılan seçmelerde de Umut yüzmüş ancak istediğimiz sonuçları alamamıştı.

Umut 17 Aralık doğumlu olduğu için yaş grubunun fiziksel olarak küçük sporcularından biriydi. Bu durumun, o dönem özgüvenini ve yarışlara mental olarak hazırlanmasını etkilediğini düşünüyorduk.

Üstelik spor psikoloğumuz Hazal Ablasıyla (Hazal Gizem Yüce) henüz çalışmaya başlamamıştık.

Hatta sporcuların mental olarak yarışa hazırlanmasının performans üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olabileceğini biz de henüz tam olarak keşfetmemiştik.

Bizim için yüzme hâlâ büyük ölçüde şuydu:

Antrenmanını iyi yaparsın, iyi hazırlanırsın ve yarışta da iyi yüzersin.

Oysa zaman içerisinde öğrenecektik ki, bazen vücut yarışmaya hazır olsa bile, zihin hazır değilse işler hiç de planlandığı gibi gitmeyebiliyor.

Antalya Hazırlıkları

Antalya’daki yarış için aylar öncesinden havuza yakın bir otelde rezervasyonlarımızı yapmıştık.

O dönem Alp Team yaklaşık 7–8 kişilik küçük bir takımdı. Milli takım seçmelerinde yarışacak sporcularımız arasında Emir Bartu Özcan, Eymen Batu Özcan ve Umut da vardı.

Takımımız küçüktü ama hedeflerimiz büyüktü. Her birinin Antalya’ya gelirken kendi yarışı, kendi hedefi ve kendi hikâyesi vardı.

Şehir dışında yapılan yarışlar sporcu aileleri için yalnızca yarış anlamına da gelmiyor.

Aynı otelde kalınıyor, yemekler birlikte yeniyor, sabah yarışları konuşuluyor, akşam sonuçları değerlendiriliyor…

Bir anlamda yarışın stresiyle küçük bir aile tatili birbirine karışıyor.

Üstelik bu kez bizim aile için heyecan iki kat fazlaydı.

Çünkü Antalya’da yalnızca Umut milli takım için yüzmeyecekti.

Buse Melek de Avrupa Gençler barajını geçebilmek için yarışacaktı.

Buse Melek ve Umut Antalya Milli Takım Seçmeleri’nde havuz kenarında
Aynı havuz, iki kardeş, iki farklı hedef… Umut için CECJM, Buse Melek için Avrupa Gençler.

Çocuklarınızın ikisi de yüzücü ve artık 13 yaşın üzerindeyse milli takım seçmeleri sizin için de kaçırılmaması gereken organizasyonlara dönüşüyor.

Bir tarafta Umut’un milli takım hayali, diğer tarafta Buse Melek’in Avrupa Gençler hedefi vardı.

Biz de her zamanki yerimizdeydik:

Tribünde.

Bir Yüzme Yarışına Giderken Yanınıza Ne Alırsınız?

Çocuklar 17 Nisan sabahı Fenerbahçe kafilesiyle Antalya’ya uçtular.

Yarıştan bir gün önce gitmeleri gerekiyordu. Otele yerleşecek, havuzu görecek, antrenmanlarını yapacak ve ertesi gün başlayacak yarışlara fiziksel ve mental olarak hazırlanacaklardı.

Biz ise aynı akşam Nur ve Bilal’i alıp arabayla Antalya’ya doğru yola çıktık.

Peki arabada ne vardı?

Valizler…

Fıstık ezmesi…

Pancar suyu…

Mısır patlatma makinesi…

Ve tabii ki filtre kahve makinesi.

Kısacası evin yarısını arabaya yükleyip yola çıkmıştık. 😊

İlk yarış günü cuma olduğu için çalışmamız da gerekiyordu. Bu nedenle laptoplarımız da bizimle Antalya’ya gelmişti.

Evet evet…

Tribünde bilgisayarlarıyla dolaşan o iki kadın Nur ve bendik.

Peki mısır patlatma makinesinin milli takım seçmesinde ne işi vardı?

Yüzücü velileri bunu çok iyi bilir. Yarış günlerinde çocuklarımızın kullandığı pratik enerji kaynaklarından biri patlamış mısırdı. Biz de işi şansa bırakmayıp makineyi yanımıza almıştık.

Filtre kahve makinesinin ise biraz daha geniş bir görev tanımı vardı.

Biz kafein kullanacağımız zaman tablet ya da benzeri ürünler yerine ilk zamanlarda mümkün olduğunca kahveyi tercih ediyorduk. Gerçi hedeflediğiniz kafein miktarını yalnızca kahveden almaya çalıştığınızda içmeniz gereken miktar bazen pek gerçekçi olmayabiliyordu. Bu nedenle sonraları biz de kafein kullanmaya başladık.

Ama kahve makinesinin Antalya’ya gelmesinin tek nedeni çocuklar değildi.

Biz kahveyi seviyorduk. Hocalarımız da seviyordu.

Antrenörler zaman içerisinde bizim için yalnızca çocuklarımızı çalıştıran insanlar olmaktan çıkmış, ailemizin bir parçası olmuşlardı. Hele yarış dönemlerinde çocuklarımız için ne kadar yorulduklarını bildiğimiz için onları da düşünmek istiyorduk.

Bir fincan kahve elbette bütün bu emeğin karşılığı değildi.

Ama bazen;

“Seni de düşündük.”

demenin küçük ve güzel bir yolu olabiliyordu.

Yani milli takım seçmesine giderken arabanızda mısır patlatma makinesi ve filtre kahve makinesi olması dışarıdan biraz garip görünebilir.

Ama bir yüzücü velisine sorarsanız:

“Gayet normal.” 😊

Ay Işığından Gün Işığına Antalya

Yolculuğumuz sohbet, müzik ve kahkahayla geçti.

Antalya’ya sabahın ilk saatlerinde vardık.

Öyle güzel bir saatti ki ayın ışığı henüz kaybolmamış, günün ilk ışıklarıyla birbirine karışmıştı.

Antalya sahilinde bir hatıra fotoğrafı çektirdik.

Antalya sahilinde gün doğumu – Milli Takım Seçmeleri yolculuğu
Ay ışığından gün ışığına… Antalya’ya vardığımız ilk saatler.

Sonra otelimize geçtik ve kahvaltı saatini beklemeye başladık.

Gece boyunca hiç uyumadığımız için otelin lobisini bir süreliğine yatak odasına çevirmiş de olabiliriz. 😊

Yüzme velilerinin çok da yabancı olmadığı manzaralardan biri…

Ve artık ilk yarış günü başlıyordu.

1. Gün: İlk Biletler

İlk gün Umut ve Buse Melek 50 metre sırtüstü, Eymen 200 metre karışık, Emir ise 100 metre serbest ve 50 metre kurbağalama yüzecekti.

İlk yarışımız Eymen’in 200 metre karışık yarışıydı.

Ve daha seçmelerin başında hiç beklemediğimiz bir şey oldu.

Eymen diskalifiye edildi.

200 metre karışık yarışında kurbağalamadan serbest stile geçerken duvara iki eliyle aynı anda temas etmediği için diskalifiye olmuştu.

Milli takım seçmesi gibi her yarışın ve her salisenin önemli olduğu bir organizasyonda ilk yarışta diskalifiye olmak elbette moral bozucuydu.

Ama Eymen için her şey bitmemişti.

Çünkü milli takım seçimi yalnızca Antalya sonuçlarına göre yapılmıyordu. Mart ayında Edirne’de yapılan seçmelerdeki dereceler de değerlendirmeye alınıyordu.

Dolayısıyla Eymen’in Edirne’de yüzdüğü 200 metre karışık derecesi hâlâ masadaydı.

Ve bizim için yeni bir hesap başladı.

Akşam finaline 2011 doğumlu yalnızca bir sporcu kalmıştı.

Eğer o sporcu akşam finalinde, Eymen’in Edirne’deki derecesinden daha hızlı yüzemezse, Eymen CECJM Milli Takımı’na seçilecekti.

Yani sabah kendi yarışında diskalifiye olan Eymen’in milli takım kaderini birkaç saat sonra başka bir sporcunun yüzeceği yarış belirleyecekti.

Milli takım seçmelerinin insanı delirten taraflarından biri de buydu. 😊

Finaller Gelmeye Başlıyor

Emir, 100 metre serbestte güzel bir yarış yüzerek akşam finaline kaldı.

50 metre kurbağalamada da iyi yüzdü, derecesini geliştirdi ve yine finale kaldı.

O dönem 50 metre yarışlarından yalnızca 50 metre serbest milli takım seçimi için değerlendiriliyordu. Dolayısıyla 50 metre kurbağalama milli takım hesabına girmese de Emir için güzel bir yarış olmuştu.

Buse Melek de 50 metre sırtüstü finaline kaldı.

Buse Melek’in 50 metre sırtüstü branşıyla ilişkisi biraz farklıdır. 😊

Kendisi daha çok 100 metre ve 200 metre sırtüstü yüzücüsüdür. Bu nedenle de 50 metrede hızlanmaya başladığında yarış neredeyse bitmiş olur.

Biz de genellikle 50 metre sırtüstünü onun için bir nevi ısınma yarışı gibi görürüz.

Ama “50 metresi kötü” dediğimiz çocuk her ne kadar istemese de bir şekilde kendisini yine finalde bulur.

Umut da sabah 50 metre sırtüstünü istediğimiz gibi yüzememesine rağmen akşam finaline kaldı.

Finalli yarışların güzel tarafı, sabah istediğiniz sonucu alamazsanız akşam size ikinci bir şans vermesidir.

Tecrübeli ve büyük sporcular bazen sabah yalnızca finale girecek kadar yüzüp asıl performanslarını akşama bırakabilirler.

Ama küçük yaş gruplarında bunu yapmak oldukça risklidir.

Çünkü biraz fazla hesap yaparsanız…

Finali kaçırabilirsiniz.

Biz bunun ne demek olduğunu ertesi gün oldukça acı bir şekilde öğrenecektik.

Biraz Otel, Biraz İş, Biraz Omuz Hizmeti

Sabah seansı bittiğinde hepimiz biraz yorulmuş, biraz da kafamızdaki hesaplarla baş başa kalmıştık.

Şehir dışındaki yarışların en büyük avantajlarından biri, oteliniz havuza yakınsa sabah seçmeleriyle akşam finalleri arasında tekrar otele dönebilmektir.

Yemek yiyebilir, biraz dinlenebilir, hatta bizim gibi çalışmak zorunda olanlardansanız bilgisayarınızı açıp işlerinizi bile halledebilirsiniz.

Zaten bizim laptopların şarjları da neredeyse bitmişti.

Bu durum otele dönüşümüzü biraz daha hızlandırmış olabilir. 😊

Yarış sırasında çocuklarla iletişimimiz de sanıldığı kadar fazla değildir.

Bazen tribünle deck arasında birkaç kelime…

Bazen uzaktan bir bakış…

Bazen de ağlayan çocuklarımıza omuz hizmeti sağlamak.

Sporcu veliliğinin en sessiz görevlerinden biri de sanırım bu.

Bazen hiçbir şey söylemeniz gerekmiyor.

Sadece orada olmanız yetiyor.

Bir omuz veriyorsunuz…

Sonra onlar tekrar takımlarının yanına dönüyor, siz de tribündeki yerinize.

Akşam olunca herkes yeniden görev başında.

Alp Team’in İlk Biletleri

Akşam seansının ilk önemli yarışlarından biri 200 metre karışık finaliydi.

Kimsenin kötü yüzmesini istemezsiniz elbette.

Ama söz konusu milli takım seçmesi olduğunda gözünüz ister istemez kendi sporcunuzun hesabında oluyor.

2011 doğumlu sporcu, Eymen’in Edirne’deki derecesini geçemedi.

Ve böylece…

Alp Team’in ilk CECJM bileti Eymen’in oldu.

Ardından Emir’in 100 metre serbest finali geldi.

O da güzel yüzdü.

İkinci CECJM bileti Emir’e geldi.

Artık takımda iki kişinin bileti vardı.

Sonrasında diğer finalleri izlemek nispeten daha kolaydı.

Kendi çocuğunuzun ya da milli takım hesabı yaptığınız bir sporcunun yarışı olmadığında yarışları gerçekten çok daha rahat izliyorsunuz.

Çünkü birinde gerçekten spor izliyorsunuz.

Diğerinde ise…

Kronometreyle birlikte kalbiniz de çalışıyor.

Umut ise 50 metre sırtüstü finalini yaş grubunda üçüncü tamamladı.

Bu branş milli takım seçimi için değerlendirilmediği için bizi üzen üçüncülük ya da milli takım hesabı değildi.

Umut’un üzülmesiydi.

Biz milli takıma girememe konusunda Buse Melek sayesinde oldukça tecrübeli bir aileydik.

Derece kötü olabilir.

Final kaçabilir.

Milli takım olmayabilir.

Bunların hepsine zamanla alışıyorsunuz.

Ama çocuğunuzun morali bozulduğunda, yüzü düştüğünde sizin de dünyanız kararıyor.

O akşam bizim moralimizi bozan üçüncülük değildi.

Umut’un üzülmesiydi.

Gece 03.00 Nöbetleri

Biz aile olarak kötü anların içinde çok uzun süre kalmamaya çalışıyoruz.

Üzülüyoruz, konuşuyoruz ve sonra önümüze bakmaya çalışıyoruz.

Sanırım sporun çocuklara ve bize öğrettiği en güzel şeylerden biri de bu:

Düşmemeyi değil, düştüğün yerde çok uzun süre kalmamayı öğrenmek.

Çocuklarımızın da zaman içerisinde bunu öğrendiğini düşünüyorum.

Benim yalnızca küçük bir problemim vardı.

Milli takım seçmelerinde geceleri… 😊

İlk başta gayet güzel uyurum.

Sonra saat üç civarında gözlerim açılır.

Ve bir daha uyuyamam.

“Yarın ne olacak?”

“İyi yüzebilecek mi?”

“Bir şey ters gider mi?”

“Ya olmazsa?”

Sorular kafamın içinde yüzmeye başlar.

Ben de eski, sevdiğim bir diziyi açarım.

Özellikle eski dizi…

Çünkü yeni bir şey açarsam bu kez gerçekten merak edip izlemeye başlarım. 😊

Bir taraftan da yanımda huzur içerisinde uyuyan kocacığıma bakıp sinir olurum.

“Bu çocuklar ikimizin değil miydi?”

Çocuklar ertesi gün yarışacak.

O uyuyacak.

Ben düşüneceğim.

2. Gün: Hesapta Olmayanlar

İkinci gün Umut 100 metre kelebek ve 200 metre sırtüstü, Buse Melek 200 metre sırtüstü, Emir 50 metre serbest ve 200 metre kurbağalama, Eymen ise 400 metre serbest yüzecekti.

Eymen ve Emir ilk gün CECJM biletlerini aldıkları için artık biraz daha rahatlardı.

Umut için durum farklıydı.

Takımda her gün birlikte antrenman yaptığı iki arkadaşı milli takım biletlerini almıştı.

Onlar adına çok mutluydu.

Ama kendisinin de onların yanında olmayı ne kadar istediğini biliyordum.

Bu kıskançlık değildi.

Tarif etmesi biraz zor bir duygu…

Arkadaşınız adına seviniyor, onun başarısıyla gurur duyuyorsunuz ama aynı zamanda;

“Ben de senin yanında olmak istiyorum.”

diyorsunuz.

Umut’un üzerinde bunun yarattığı baskıyı hissedebiliyordum.

Gerçi bazen düşünüyorum da…

Belki Umut değil, ben stresli olduğum için onun da stresli olduğunu düşünüyor olabilirim. 😊

Sabah Yarışları

Emir 50 metre serbestte güzel yüzmesine rağmen akşam finaline kalamadı.

Ardından Emir’in 200 metre kurbağalaması geldi.

Güzel yüzdü ve akşam finaline kaldı. Sabah elemelerinde önünde iki sporcu vardı. Dolayısıyla bu branştaki milli takım hesabı akşam finalinde belli olacaktı.

Ve sıra Umut’a geldi.

Önce 100 metre kelebek…

O dönem 100 metre kelebek Umut’un en güçlü branşlarından biri değildi.

Beklediğimizden çok daha kötü yüzdü ve finale kalamadı.

Ama asıl hedefimiz başkaydı:

200 metre sırtüstü.

Umut’un en çok çalıştığı, en çok güvendiğimiz yarışlardan biri…

Bu arada Buse Melek de 200 metre sırtüstünü yüzdü ve akşam finaline birinci sırada kaldı.

Görev Buse Melek için tamamlanmıştı.

Sıra Umut’taydı.

“Nasıl Olsa Finale Kalırım”

Start taşının arkasında ne kadar stresli olduğunu uzaktan bile hissedebiliyordum.

Yarış başladı.

Umut aslında kötü yüzmedi.

Ama beklediğimiz derece de gelmedi.

Sonuçlara baktık.

Finale kalamamıştı.

Önünde bir 2012 ve iki 2011 doğumlu sporcu vardı.

Bunlardan bir 2012 ve bir 2011 doğumlu sporcu akşam finaline kalmıştı.

Ben ağlamaya başladım.

Çünkü 200 metre sırtüstü bizim en güvendiğimiz yarışlardan biriydi.

Sonradan Umut’la konuştuğumuzda ne olduğunu daha iyi anladık.

Umut sabah yarışına;

“Nasıl olsa finale kalırım. Asıl akşam yüzerim.”

düşüncesiyle çıkmıştı.

Kendisini yeterince zorlamamıştı.

Rakiplerinin ne kadar hızlı yüzeceğini doğru hesaplayamamış, hele bizim tabirimizle o “2012 doğumlu sürpriz yumurtayı” hiç hesaba katmamıştı.

Ve final gitmişti.

Umut da üzgündü.

Ama daha çok şaşkındı.

Çünkü gerçekten finale kalacağını düşünüyordu.

Bir gün önce konuştuğumuz “sabah kendini tutup akşama bırakma” hesabının genç sporcular için ne kadar tehlikeli olabileceğini bu kez yaşayarak öğrenmiştik.

Neden Ağladım?

Aslında matematiksel olarak her şey bitmiş değildi.

Ertesi gün hâlâ 100 metre sırtüstü vardı.

Ama o an bana sanki yolun sonuna gelmişiz gibi hissettirmişti.

Belki de bunun nedeni Buse Melek’le geçmişte yaşadıklarımızdı.

Yaklaşmak…

Umut etmek…

Sonra hedefin kıyısından dönmek…

İnsan aynı şeyleri birkaç kez yaşadığında yeni bir yarışta geçmişi de yanında taşıyor.

Benim ağlamam biraz da;

“Ya yine aynı şeyleri yaşayacaksak?”

korkusuydu.

Mental Departman: Berk Hoca

İşte o anda görev dağılımı yaptık.

Umut’u toparlama işi kondisyonerimiz, abimiz ve ailemizin haylaz çocuğu Berk Hoca’ya verildi. 😊

Şimdi içinizden;

“Neden Alp Hoca değil de Berk Hoca?”

diyenler olabilir.

Alp Hoca ve Berk Hoca bizde biraz dönüşümlü çalışan moral hocaları gibidir.

Çünkü sürekli aynı kişinin konuşması, taktik vermesi ya da aynı yöntemle yaklaşması her zaman faydalı olmayabiliyor.

Alp Hoca daha çok yüzme tarafında devreye girer. Yarışı değerlendirir, teknik konuşur, taktik verir.

Berk Hoca ise olaylara biraz daha mental taraftan yaklaşır.

Moralini kaybeden sporcuyu toparlamaya, yaşadığı kötü yarışı geride bırakmasını sağlamaya ve özgüvenini yeniden yerine getirmeye çalışır.

Birinin görevi biraz yarışı toparlamaksa, diğerinin görevi bazen sporcuyu toparlamaktır.

Bugün bu kadroya sporcu psikoloğumuz Hazal Ablamızda eklendi.

Ama o zamanlar henüz ailemize dahil olmadığı için işin mental kısmı Berk Hoca’daydı.

Görevi belliydi:

200 metre sırtüstünü Umut’un kafasından çıkarmak ve onu ertesi günkü 100 metre sırtüstü için yeniden hazırlamak.

Peki benim mentalimi kim toparlayacaktı?

Nur, Gül ve Fatma yanımda…

Müjde telefonda…

Umut’un Berk Hoca’sı vardı. Benim de dostlarım arkadaşlarım.

Takım Olmak

Sabah seçmelerinin ardından otelimize geri döndük.

Hüzün, umut, beklenti, karamsarlık…

Hepsi birbirine karışmıştı.

Akşam finalinde bizim ekipten yalnızca Emir’in 200 metre kurbağalama yarışı vardı.

Peki kendi çocuğumuz yüzmüyor diye havuza gitmeyecek miydik?

Tabii ki hayır.

Alp Team’in en güzel kısmı nedir biliyor musunuz?

Sizin çocuğunuzun yarışı olsun ya da olmasın, gruptan birinin yarışı varsa mutlaka hep beraber gidilir.

Yarış hep beraber izlenir.

Beklenen sonuç gelirse hep beraber sevinilir.

Gelmezse birbirimize moral veririz.

Birbirimize can oluruz.

Aylar boyunca aynı havuzda çalışan çocukların başarıları ve hayal kırıklıkları bir süre sonra yalnızca kendi ailelerinin meselesi olmaktan çıkıyor.

Birinin çocuğu güzel yüzdüğünde hepimiz seviniyoruz.

Birinin çocuğunun canı yandığında hepimizin biraz canı sıkılıyor.

Takım olmak da bu değil midir zaten?

Hüzünden Yeniden Sevince

Akşam finalleri yüzüldü.

Emir 200 metre kurbağalamada beklediğimizden de iyi bir performans gösterdi.

Sabah elemelerinde önünde olan rakibini geride bıraktı ve CECJM için ikinci biletini aldı.

Birkaç saat önceki hüznümüz yeniden sevince dönüşmüştü.

Artık otele dönüp kutlamaya devam edebilirdik.

Antalya Milli Takım Seçmeleri sonrası kutlama
Biraz hüzün, biraz sevinç… Yarış günlerinin sonunda hep birlikte kutlamayı da biliyoruz. 😊

Daha önce de söylediğim gibi, bizim ailede üzüntüler ve moral bozuklukları çok uzun süre misafir edilmiyor.

An’ı yaşamak, anda takılı kalmaktan daha önemli oluyor çoğu zaman.

Üstelik Umut’un Berk Hoca’nın ellerinde güvende olduğunu biliyorduk.

Onun görevi Umut’u toparlamaktı.

Benim görevim ise…

Yine gece üçte uyanmamak.

Tahmin edeceğiniz üzere;

başarılı olamadım. 😊

3. Gün: Hırs mı, Korku mu?

Benim için zor geçen bir gecenin ardından yarışların son gününe uyandık.

Şimdi bunları böyle anlattığımda içinizden;

“Ne kadar hırslı bir kadın. Çocuğu milli takıma girsin diye geceleri uyuyamıyor.”

diyenler olabilir.

Belki dışarıdan bakıldığında gerçekten öyle görünüyordur.

Ama benim yaşadığım şeyin hırsla çok fazla ilgisi yoktu.

Daha çok geçmişte yaşadıklarımızın bende yarattığı;

“Ya yine olmazsa?”

korkusuydu.

Buse Melek’in millilik hikâyesini okuyanlar ya da bu sporu yıllarca yapıp hedeflerinin hep kıyısından dönen sporcuların aileleri beni çok daha iyi anlayacaktır.

İnsan çocuğunun başarısını elbette istiyor.

Ama asıl istediğiniz çoğu zaman madalya ya da milli takım forması değil.

Aylarca, bazen yıllarca uğruna çalıştığı şeyi başardığında yüzünde göreceğiniz o ifade.

Çocuklarını bu spora yeni başlatan ailelere de naçizane bir tavsiyem var.

Eğer çocuğunuz bu spordan vazgeçmeyecek ve yolunuz uzun olacaksa;

sabırlı ve sakin kalmayı öğrenin.

Çünkü her şey planladığınız zamanda olmuyor.

Bazen birkaç salise…

Bazen bir final…

Bazen hiç hesapta olmayan bir rakip…

Bütün planınızı değiştirebiliyor.

Biz bunu yıllar içerisinde öğrendik.

Hâlâ her zaman uygulayabiliyor muyuz?

Benim gece üçte uyanmalarıma bakılırsa…

Pek sayılmaz. 😊

Son Günün İlk Biletleri

Son gün Eymen 400 metre karışık ve 200 metre serbest, Umut ve Buse Melek 100 metre sırtüstü, Emir ise 100 metre kurbağalama yüzecekti.

İlk yarış Eymen’in 400 metre karışığıydı.

Eymen CECJM için bir bilet daha almakla kalmadı, aynı zamanda EYOF 2025 Milli Takımı’na seçilmeyi de garantiledi.

200 metre serbestte de başarılı yüzerek akşam finaline kaldı.

Buse Melek ise 100 metre sırtüstünde A finale kaldı.

Bir gün önce 200 metre sırtüstünde gayet güzel yüzmesine rağmen Avrupa Gençler barajını geçememişti.

Üzüldük mü?

Kesinlikle hayır.

Güzel yüzmüştü.

Bazen bu yeterlidir.

Ve artık sıra Umut’taydı.

“Umut Abdestini Aldı, Hazır”

Umut start taşının arkasına geldiğinde bir gün önce gördüğümüz çocuktan çok farklıydı.

Kendinden emindi.

Gözlerinde korku yoktu.

Motiveydi.

Biz ise tribünde nefeslerimizi tutmuş bekliyorduk.

Umut’un yarışlardan önce yaptığı bazı küçük ritüelleri vardır.

Havuz suyuyla vücudunu ıslatır.

Sonra biraz suyu ağzına alır, ağzında çevirir ve püskürtür.

Biz de takım olarak bunu her gördüğümüzde;

“Tamam, Umut yine abdestini aldı. Yarışa hazır.”

diye güleriz. 😊

O sabah da aynı hareketleri yaptı.

Birbirimize baktık:

“Tamam. Bu sefer olacak.”

Zaman bize yalnızca birbirimizi değil, çocuklarımızı da çok iyi tanıtıyor.

Bazen küçücük bir hareketleri bile o gün nasıl hissettikleri hakkında size çok şey söylüyor.

Umut o sabah hazır görünüyordu.

İlk düdük…

Sporcular suya girdi.

İkinci düdük…

Sırtüstü start pozisyonu.

Ve o söz:

“Take your marks…”

Bu Sefer Oldu

Yarış başladı.

Ve bu kez gerçekten oldu.

Umut sabah seansını 2011 doğumlu sporcular arasında birinci sırada tamamladı.

Üstelik yüzdüğü derece, Edirne’deki seçmeler de dahil edildiğinde 2011 doğumlular arasındaki en iyi dereceydi.

Üç gündür ilk kez hedeflediğimiz bir branşın sabah seansından birinci çıkmıştık.

Sevinçten havalara uçtuk.

Ama henüz işimiz bitmemişti.

Umut akşam finaline kalmıştı.

Onunla birlikte bir başka 2011 doğumlu sporcu da finalde yüzecekti.

Dolayısıyla CECJM bileti için akşamı beklememiz gerekiyordu.

Ama bu kez bekleyiş farklıydı.

Zor olanı yapmıştık.

Ve en güzeli…

Umut’un yüzü yeniden gülüyordu.

Bir gün önce yaptığımız görev dağılımı işe yaramıştı.

Berk Hoca görevini yapmış, Umut’un özgüveni yeniden yerine gelmişti.

Bir gün önce aynı tribünde ağlayan ben ise bu kez sevinçten havalardaydım.

Emir de 100 metre kurbağalamada çok iyi yüzerek akşam finaline kaldı.

Emir bu seçmelerde gerçekten rakip tanımıyordu. 😊

Artık akşam son hesaplar yapılacaktı.

Son Seans

Sabah elemelerinin sevinciyle otelimize döndük.

Bu kez yapacağımız şey dinlenmek değil;

toparlanmaktı.

Antalya’daki son günümüzdü ve oteli boşaltmamız gerekiyordu.

Ama yıllardır yarıştan yarışa, şehirden şehre dolaşan veliler olarak valiz hazırlamak artık bizim için çocuk oyuncağıydı.

Yıllar bizi bu konuda pro seviyesine çıkarmıştı. 😊

Odaları boşalttık.

Biraz vakit geçirdikten sonra eşyalarımızı arabaya yükledik ve son kez havuzun yolunu tuttuk.

Bir seans daha…

Sonrasında inşallah beklediğimiz sonuçlarla evimize, yuvamıza dönecektik.

Akşam seansı önceki iki güne göre bir saat erken başladı.

Önce 400 metre karışık hızlı seri, ardından 200 metre serbest finali yüzüldü.

Eymen bu kez 200 metre serbestten CECJM bileti çıkaramadı.

Olsun.

Elinde zaten iki CECJM bileti vardı.

Bir de EYOF 2025 bileti…

“Daha ne olsun, Allah bereket versin.” dedik. 😊

Eymen’in Antalya yarış defterini kapattık.

Buse Melek 100 metre sırtüstünde en iyi derecesini yüzdü.

O da Antalya defterini güzel bir yarışla kapatmıştı.

Artık bütün gözler…

Umut’taydı.

O Gün Sadece Biz Beklemiyorduk

Ama aslında Umut’un yarışını bekleyen yalnızca biz değildik.

Buse Melek’in takım arkadaşları…

Onların aileleri…

Tribünde üç gün boyunca tanışıp kaynaştığımız veliler…

Birçok kişi yanımıza geliyor, iyi dileklerini söylüyor, bizimle birlikte dua ediyordu.

Umut inanılmaz sosyal bir çocuktur.

Rakipleriyle konuşur, arkadaşlık eder, güler.

Genellikle diğer yüzücüler de onu sever ve iyiliğini ister.

O gün deck’in kenarında birçok insanın Umut’un başarılı olmasını gerçekten istediğine bizzat şahit oldum.

Böyle zamanlarda insanın söyleyebileceği çok fazla şey yok.

Benim içimden geçen yalnızca şuydu:

Allah herkesin gönlüne göre versin ve kalbinin güzelliğini önüne getirsin.

Köprüden Önce Son Çıkış

Ve işte o an…

C final sporcuları anons edilmeye başladı.

Umut Aras Özkan 100 metre sırtüstü C Finali Antalya 2025
Son bir yarış, son bir şans… Umut 100 metre sırtüstü C Finali için yeniden sahnedeydi.

Umut yeniden sahnedeydi.

Üç günün son yarışı.

Bir milli takım bileti.

100 metre sırtüstü.

Yapması gereken ritüellerini yine yaptı.

Tamam.

Abdest alınmıştı. 😊

Nur kameranın arkasında yarışı çekmek için hazırdı.

Ben ise her an havuza atlayabilecekmişim gibi bekliyordum.

İlk düdük…

Sporcular suya girdi.

İkinci düdük…

Start pozisyonu.

“Take your marks…”

Ve yarış başladı.

Umut 100 metre sırtüstü C Finali start anı Antalya 2025
20 Nisan 2025, Antalya. Üç günün sonunda her şey bu startta yeniden başlıyordu.

Aman Allah’ım…

İlk 50 metrede diğer 2011 doğumlu sporcu çok hızlıydı.

Umut ise ona göre daha yavaş görünüyordu.

İşte insanın aklına o cümlenin düştüğü an:

“Acaba olmayacak mı?”

Üç günün sonunda…

Bu kadar yaklaşmışken…

Yine mi?

Sadece bir dakika yüzeceklerdi.

Ama o bir dakika bir türlü geçmek bilmiyordu.

İlk 50 metre tamamlandı.

Dönüş…

Ve Umut atağa başladı.

Hızlandı.

Aradaki fark kapanıyordu.

Biraz daha…

Biraz daha…

Ve rakibini geçti.

Son metreler…

Touchpad.

Kronometre durdu.

1:01.69

Umut, 2011 doğumlu sporcular arasında en iyi dereceyi yapmıştı.

CECJM bileti bizimdi.

Sevinç çığlıkları içerisinde birbirimize sarıldık.

Evet…

Başarmıştık.

Üç günün stresi, kaçan 200 metre sırtüstü finali, gözyaşları, gece üç nöbetleri, “Acaba olmayacak mı?”lar…

Hepsi bir anda geride kalmıştı.

Umut, 100 metre sırtüstünden CECJM Milli Takımı’na seçilmişti.

Bizim Çocuklar Başardı

Ama Alp Team’in Antalya hikâyesi henüz bitmemişti.

Emir’in son bir yarışı vardı:

100 metre kurbağalama.

Ve Emir yine yaptı yapacağını. 😊

Son günün son seansında 100 metre kurbağalamadan da CECJM biletini alarak Antalya’dan üç farklı branşta milli takıma seçilmiş olarak ayrılıyordu.

Artık bütün sonuçları yan yana koyduğumuzda ortaya gerçekten gurur duyulacak bir tablo çıkmıştı.

Alp Team’den üç sporcu, toplam altı branşta CECJM Milli Takımı’na seçilmişti.

Eymen…

Emir…

Umut…

Üstelik Eymen, CECJM biletlerinin yanına bir de EYOF 2025 Milli Takımı biletini eklemişti.

Alp Team sporcuları ve antrenörleri Antalya 2025 Milli Takım Seçmeleri’nde
Antalya 2025 – Alp Team’den üç sporcu, CECJM için toplam altı branşta milli takım bileti aldı.

Bu Alp Hoca ve Berk Hoca için de inanılmaz bir başarıydı.

Aylar boyunca aynı havuzda yapılan antrenmanlar, sabahlar, akşamlar, teknik düzeltmeler, iyi günler, kötü günler, moral konuşmaları…

Hepsinin karşılığı o sonuç tablosunda duruyordu.

O yüzden Antalya’daki seçmeler sona erdiğinde aslında hiçbirimiz;

“Benim çocuğum başardı.”

diye düşünmüyorduk.

Bizim cümlemiz çok daha güzeldi:

“Bizim çocuklar başardı.”

Çünkü bu gerçekten…

Tam bir Alp Team başarısıydı.

Bazen Yol Bitmez, Sadece Yön Değiştirir

Antalya’dan ayrılırken hepimiz çok mutluyduk.

Çocuklar başarmış, hocalar emeklerinin karşılığını almış, biz veliler de üç gün boyunca tribünde yaşadığımız bütün o duygu karmaşasının sonunda rahat bir nefes almıştık.

Antalya 2025 Milli Takım Seçmeleri’nde Alp Team sporcuları ve aileleri
Antalya 2025… Üç günün sonunda hep birlikte, yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle.

Ama bugün geriye dönüp baktığımda Antalya’dan aklımda kalan yalnızca Umut’un milli takıma seçilmiş olması değil.

Asıl unutamadığım şey, bir gün içerisinde her şeyin ne kadar değişebildiği.

Bir gün önce 200 metre sırtüstünden sonra ben tribünde ağlıyordum.

Umut üzgün ve şaşkındı.

En güvendiğimiz yarışlardan birinde finali kaçırmıştık ve o an bana sorarsanız sanki yolun sonuna gelmiştik.

Oysa yol bitmemişti.

Sadece bizim beklediğimiz yerden devam etmiyordu.

Önümüzde hâlâ bir yarış vardı.

100 metre sırtüstü.

Belki de bu yüzden bu hikâyenin adını “Köprüden Önce Son Çıkış” koymak istedim.

Çünkü bazen bütün kapıların kapandığını düşünüyorsunuz.

“Buraya kadarmış.” diyorsunuz.

Üzülüyor, ağlıyor, kafanızın içerisinde onlarca senaryo kuruyorsunuz.

Ama spor, tıpkı hayat gibi, önünüze bir fırsat daha çıkarabiliyor.

Önemli olan o fırsat geldiğinde hâlâ denemeye hazır olabilmek.

Umut’un Antalya’da yaptığı da buydu.

200 metre sırtüstünü değiştiremezdi.

Kaçırdığı finali geri getiremezdi.

Ama ertesi sabah yeniden start taşının arkasına geçebilirdi.

Ve geçti.

Hem de bu kez gözlerinde korku olmadan.

Sanırım o üç günden bize kalan en önemli şeylerden biri de buydu.

Çocuklarımız yüzme sayesinde yalnızca daha hızlı yüzmeyi öğrenmiyorlar.

Kaybetmeyi, beklemeyi, üzülmeyi, yeniden toparlanmayı ve bir sonraki start için tekrar ayağa kalkmayı da öğreniyorlar.

Biz veliler de onlarla birlikte öğreniyoruz.

Sabırlı olmayı…

Her kötü yarışın ardından dünyanın sonunun gelmediğini…

Her iyi yarışın da yolun sonu olmadığını…

Ve bazen çocuklarımızı toparlamaya çalışırken aslında önce kendimizi toparlamamız gerektiğini.

Gerçi bu sonuncusunda benim hâlâ biraz çalışmam gerekiyor.

Gece üç nöbetlerimi düşününce… 😊

Antalya’dan o gece arabayla evimize dönerken yarış artık bitmişti.

Valizler yine bagajdaydı.

Mısır patlatma makinesi ve filtre kahve makinesi de bizimle geri dönüyordu.

Ama Antalya’ya gelirken yanımızda olmayan bir şey de artık bizimleydi:

Sopron’a uzanan bir milli takım hikâyesi.

O gün henüz Kasım ayında Macaristan’da bizi nelerin beklediğini bilmiyorduk.

Bildiğimiz tek bir şey vardı:

Umut artık o takımın içindeydi.

Antalya’da başlayan yol, birkaç ay sonra Macaristan’ın Sopron kentinde milli takım formasıyla devam edecekti.

Ve bütün bunlar, bir gün önce yolun bittiğini düşündüğümüz yerde önümüze çıkan son bir fırsat sayesinde olmuştu.

Bazen yolun bittiğini düşündüğünüz yerde aslında önünüzde hâlâ bir çıkış vardır.

Yeter ki onu görebilin.

Ve bazen…

Köprüden önceki son çıkış, sizi tam da gitmek istediğiniz yere götürür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir