Sizin Kulvarınız #1 – “Kır Geç” Dedi, Gerçekten Kırdı
Bu kez hikâye bizim değil.
“Sizin Kulvarınız”ı açarken yüzmenin dokunduğu herkesin anlatacak bir hikâyesi olduğuna inanıyorduk.
İlk hikâyenin gelmesi de çok uzun sürmedi.
Ve doğrusu, ilk hikâyemizin içinde bir Türkiye Finali, iki kırık parmak, bir madalya ve yıllarca anlatılacak bir antrenör esprisi olacağını biz de tahmin etmiyorduk.
Bu, Çağkan Demir Biçen’in hikâyesi.
Bir Yıllık Emeğin Sonunda Trabzon
Yıl 2025.
Trabzon’da Türkiye Yüzme Federasyonu Vedia Nil Apak Anısına Arena 11-12 Yaş Ulusal Gelişim Ligi Türkiye Finali yapılıyordu.
Çağkan 12 yaşındaydı.
Bir yıl boyunca çalışmış, hazırlanmış ve sonunda Türkiye Finali zamanı gelmişti.
Bir yılın emeğini, heyecanını ve umutlarını da yanlarına alıp ailecek Trabzon’un yolunu tuttular.
Her sporcu ailesinin çok iyi bildiği o duyguyla…
Aylarca yapılan antrenmanların, verilen emeğin ve kurulan hayallerin birkaç yarışa sığacağı bir hafta sonuydu.
Çağkan’ın yarışlarından biri de 50 metre serbestti.
“Kır Geç!”
Yarıştan önce antrenörü Çağkan’ı motive etmek için:
“Hadi oğlum, kır geç!” dedi.
Elbette kastettiği dereceydi.
Ama birkaç dakika sonra bu söz, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği şekilde başka bir anlam kazanacaktı.
Çağkan yarışını yüzdü.
Finişe geldiğinde touchpad’e oldukça sert dokundu.
Havuzdan çıktığında parmaklarını tutuyordu ama ilk anda ne olduğunu kimse tam olarak anlamadı.

Bir süre sonra parmaklarında morarma başlayınca ailesi kontrol ettirmeye karar verdi.
Açıkçası kırık olabileceğini düşünmüyorlardı.
Doktorun söylediği ise herkesi şaşırttı:
İki parmağı da kırılmıştı.
Üstelik Çağkan’ın Türkiye Finali henüz bitmemişti.
Ertesi gün 400 metre serbest yarışı vardı.
“Canın Yanıyorsa Yarışma”
Çağkan’ın annesi o an yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Açıkçası ne yapacağımızı bilemedik. Canının yanmasına çok üzüldük ama bir taraftan da bir senedir verdiği emek vardı. Hem şaşkındık hem üzgündük.”
Önlerinde verilmesi gereken bir karar vardı.
Çağkan ertesi gün yarışacak mıydı?
Ailesi onunla konuştu:
“Canın yanıyorsa yarışma. Sen zaten mücadeleni verdin.”

Çağkan da o anda kesin bir karar vermedi.
“Yarın olsun, bir bakayım.” dedi.
Bir gece geçecek, ağrısının nasıl olduğuna bakacak ve kararını ondan sonra verecekti.
Ailesi de kararı biraz ona bıraktı.
Ertesi gün olduğunda Çağkan ağrısının azaldığını söyledi.
Ve kararını verdi:
“Yarışacağım.”
Ertesi Gün Yeniden Havuz Başında
Parmakları sarıldı. Atel, krem ve ağrı kesicilerle ağrısı kontrol altında tutulmaya çalışıldı.
Bir gün önce 50 metre serbest yarışının finişinde iki parmağını kıran Çağkan, ertesi gün 400 metre serbest için yeniden havuz başındaydı.
Yarıştı.
Ve 400 metre serbesti 4:30.33 ile tamamlayarak Türkiye üçüncüsü oldu. 🥉

Bir yıl boyunca verilen emeğin sonunda Trabzon’a gelirken elbette böyle bir senaryo kimsenin aklından geçmemişti.
Ama artık aile için o Türkiye Finali’nin anlamı yalnızca sonuç listesinde yazan bir derece değildi.
Yaşadıkları şaşkınlık, Çağkan’ın ertesi sabah kendisini nasıl hissettiğine bakıp yeniden yarışmak istemesi ve sonunda gelen Türkiye üçüncülüğü…
Hepsi aynı hafta sonunun unutulmaz parçaları olmuştu.
Ama hikâyenin bir de bugün hâlâ gülerek anlattıkları tarafı var.
“Sen Beni Bayağı Ciddiye Almışsın”
Hani yarıştan önce antrenörü:
“Kır geç!” demişti ya…
Yaşananlardan sonra Çağkan’a dönüp:
“Oğlum, kır geç derken sen beni bayağı ciddiye almışsın.” dedi.
Sanırım o günden sonra “kır geç” cümlesi Çağkan ve ailesi için biraz farklı bir anlam kazandı.
Trabzon’dan geriye bir Türkiye üçüncülüğü, iki kırık parmak ve yıllarca gülerek anlatılacak bir aile anısı kaldı.
Bizim Bu Hikâyeden Aldığımız
Burada küçük ama önemli bir not düşmek istiyoruz.
Bir sporcunun sağlığı elbette her yarıştan, her dereceden ve her madalyadan daha önemli.
Bu hikâyede bizi etkileyen şey Çağkan’ın kırık parmakla yarışmış olması değil.
Ailesinin ona:
“Canın yanıyorsa yarışma. Sen zaten mücadeleni verdin.”
diyebilmesi ve kararı biraz da ona bırakması…
Çağkan’ın ise ertesi gün kendisini nasıl hissettiğine baktıktan sonra yeniden start bloğunun arkasına geçmek istemesi.
Ve sonunda gelen madalya, hikâyenin güzel bir hatırası oldu.
Kulvardaki Hayat olarak Çağkan’ı gösterdiği kararlılık ve mücadele ruhu için tebrik ediyoruz.
Ama yalnızca Türkiye üçüncülüğü için değil…
Bize “Sizin Kulvarınız”ın ilk hikâyesini armağan ettiği için de teşekkür ediyoruz.
İlk kulvar artık Çağkan’ın.
Sizin de bir hikâyeniz var mı?
Yüzmenin hayatınızda bıraktığı ve “Bunu hiç unutmadım” dediğiniz bir hikâyeniz varsa, biz de dinlemek isteriz.
Sporcu, veli, antrenör ya da eski bir yüzücü olmanız fark etmez.
Belki sıradaki kulvar sizin olur.
Bu hikâyeyi bizimle paylaşan Çağkan’a ve ailesine; yaşadıkları bu özel anıyı anlatmamıza ve fotoğraflarını Kulvardaki Hayat’ta paylaşmamıza izin verdikleri için ayrıca teşekkür ederiz.
İyi ki hikâyenizi bizimle paylaştınız. ❤️